8
Ağustos
2011
Geçenlerde müdehher ablamlara iftara davetliydik. Yemekleri her zamanki gibi bizi mest etti. Eşim ablasının yemeklerinden o kadar çok yedi ki. Gece boyu kıvrandı, sonrada bi daha bu kadar çok yememe müsade etme benim dedi. Soda falan fayda etmez böylesi mide ağrısına. Tamam yemekler enfes olabilir , sizde yorucu bir günün ardından acıkmış olabilirsiniz ve hatta oruç yüzünden tansiyonunuz tepe taklak gelmiş olabilir ama lütfen. Sofraya oturunca gömülmeyin öyle yemeklere. Yavaş ve küçük lokmalarla yiyin. Arkanızdan bi koşturan olduğunu falanda sanmıyorum. E o zaman bu acele niye ? Şu amerikalı profesörler otu çöpü araştırıyorlar ya bunu da araştırmışlar biliyormusunuz? Buna göre yemek yemeye 10 dakika yerine 30 dakika ayırarak, 70 kalori daha az almış oluyormuşuzz. Durum şu ki, vücut sisteminizin doyduğunu idrak etmesi için gereken süre 30 dakika. Bu kadar dakikada anca anlayabiliyor doyduğunu. Sonuçta midemizin, bizim tam çiğneyemeden hüplettiğimiz et parçasını yerimize parçalara ayıracak dişleri yok. Hızlı yemek yediğimizde midemiz, bu ağır yükün altında eziliyor ve bunun sonucunda yeterli hazmı sağlayamıyor. Bu sorun da çeşitli mide rahatsızlıklarına neden oluyor, uf oluyor midemiz.
Neredeeen… nereyeee … Ben size ablamın yaptığı böreği anlatayım. Hazır yufkayla yaptığı böreğinin içine kemiksiz tavuk göğsü ve beşamel sos koymuş. Üzerinede galeta unu dökmüş. Mis gibi ve yumuşacıktı. Ben tarifi biraz değiştirdim. Bu arada tereyağlı milföy çıkarmış superfresh. Fırında pişerken gözlerim kocaman ağzımın suyu aka aka baktım milföylere. Tadı harikaydı elbette ama kokusu. Ahhh işte o kokusu, bitirdi beni resmen.
Devamını Oku »
8
Ağustos
2011
Mezgit balığını ilk defa iş seyahati yüzünden oldukça yoğun günlerimizden bir nebze olsun kurtulabilmek için Antalya’dan gökovaya gittiğimizde tanıdım. kendisi pek yumuşak, pek kılçıksız , pek hafif bir balıktı. Deniz dalgalarıyla sallanıp duran balıkçı teknesinde ilk yarım ekmeğimden bir ısırık aldığımda balıkçıya ocağa bir yarım daha atmasını söyledim. Diğer tüm arkadaşlarım gibi. zamanında elli yedi kilo çeken bedenime iki tam bir çeyrek balık-ekmek sığdırabilmiş ve üstüne bir damla cola içecek yer dahi bulamamıştım. Boğazıma kadar mezgitle doluydum ama damağım hala açtı. Off Allahıım o nasıl bir lezzetti öyle? Madem bir kere tattım artık bu enfes şeyin bağımlısı olmuştum. Bundan o kadar çok bahsettim ki onca işimizin arasında sırf ben birazcık çenemi kapalı tutayım diye tekrar gittik oraya. Yalnız bu defa sadece iki yarım yiyebilmiştim. Birgün yolunuz düşerse Gökovaya o minicik balıkçı teknelerinde yemeye karar verdiyseniz mezgit balığını. Köprünün hemen altındaki tekneyi tercih edin. Mini hafızam teknenin adını hatırlamıyor olsa da çok şirin bir karı-kocanın burayı işlettiğini hatırlıyor.
İglonun dondurulmuş mezgit kutusunu gördüğümde aklımdan hemen enfes bir balık ekmek ziyafeti çekmek geçti. Ama bizim evde tekne yoktu böyle olunca yarım ekmeği bile mideme indirmekte oldukça zorlanabilirdim. Bnde kutuyu sepetime alıp evin yolunu tuttuğumda mezgitli hayaller kurmaya devam ettim. Hyallerim iglonun sitesindeki bu tarifi görünce son buldu. Hemen yapayım ama biraz değişiklikte lazım dedim. . 6 parçadan oluşan mezgit karelerinin 2 tanesi bir insan için yeterli olabiliyor. Fakat ben üç tane indirdim mideme. Afiyet olsun bana. Ama löp löp et, yağ, şeker olmasın.
8
Ağustos
2011
Sizi dehşete düşüren bir tarifle daha karşınızdayım. Tatatataaaam ! (buradaki müziğin sesini ben duyabiliyorum) İşte huzurlarınızda dışındaki yumuşacık kekiyle ısırılmayı bekleyen, içerisindeki sıcacık akışkan çikolatasıyla bizleri büyüleyen tat. SUFLEEEEEEE!
1
Ağustos
2011
SABIRLI OLMAYI;
Baban eve gelince görürsün sen
HAKKIMIZI ALACAĞIMIZI;
eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı
DİALOG KURMAYI;
– sana bişey sorduğumda bana cevap ver !
-ne söyleyeyim anne?
– sus!! bana cevap verme!!
Devamını Oku »
1
Ağustos
2011
hiko daha minicik haylaz mı haylaz zıpırın tekiyken pek bir arkadaşı yoktu. o zamanlar 7 yaşında ilkokul 2.sınıfa giden minimini bir bebeydi.sınıfın en önünde yanındaki sıra arkadaşıyla bile konuşmadan kendi halinde etrafta şarkı söyleyen zıp zıp koşuşturan garip bir kızcağızdı.bir gün sınıfın içine 2 teyze ellerindeki torbada bulunan giysilerle girip.dersi böldüler.sınıf öğretmeni ayağa kalkıp bu tombiş teyzelerin elindeki paketi alıp.bakalım nasıl olmuş diye içerisindekileri masaya serdi.ucunda renkli kocaman bir tüy bulunan kızılderili saç bandı,saçaklı bir mini etek ve yine saçaklı yeleği pek beğenmişti hiko. şansa bakınki bir önceki gün çok sevdiği zehra teyzesine attaya gitmiş ona saçını balık sırtı ördürmüştü.şükrü öğretmen hemen hikocuğu yanına çağırdı omzundan tutarak .”ovvv şu giysilere bak! “.teyzeleri giydirin bakalım hikoyu, saçını kim ördü senin.? diye ardı ardına sorular sorunca pek bir utanmıştı .başını eğip teyzem dedi.şükrü öğretmen gülümseyerek.çok güzel olmuş.bakalım bu giysiler sana yakışacakmı?.hiko o sevinçle masadakileri tek seferde kucaklayarak dışarı çıktı.teyzeler giyinmesine yardım ettiler.sınıftan içeri girdiğinde sınıftaki kızların o yamuk, uyuz ağızları şaşkınlıktan bir kat açılıverdi.içeri minik bir kızılderili girmişti sanki.böyle başı yukarda,eliyle hafif kaldırarak eteğinin ucundan tutmuş pek bir şirin olmuştu doğrusu kızımız.diğer kızlar imrenerek baktılar hikoya. hatta imren daha bir imrendi o kadar imrendiki bari evleneyimde 8 yıl sonra bende kızılderili annesi olayım diye düşündü ve gerçekten evlendi.şükrü öğretmende bu duruma çok şaşırmıştı o esnada sınıftaki güzel bir kızın güzel annesini düşledi bari bu seneyide atlatalımda kaçayım bu kızın anlesiyle .kızıda ortada babasıyla bırakırım diye düşündü.ve yaptıda.teyzeler kimbilir ne düşündü.hikoysa bu giysilerle sınıftan kaçıp kızıldericilik oynamayı düşlüyordu o sıra.
Devamını Oku »