izmirli pimpirikli ablalar ellerini tuttukları minik yavrucuklarıyla pastaneye gittikleri zaman, yavrucağın elini uzatıp önünde zıp zıp zıpladığı “aneeeeeeee bundan alalaalııım” diye bağrındıkları enfes çikolatalı tatlının adıdır doyuran. ablalar miniklere “ıyyy pis o şey, pastanenin artıklarıyla yapılır ” dediklerinde minicik gözle yere düşer. “off ya! hep böyle diyosun ama çok lezzetlilerrr” ama annenin cevabı hiç uzakta değildir yapıştırıverir hemen. ” bana bak geliyor şimdi şepeşille!”
14
Ağustos
2011
Hayatımda hiç güllaç yememiştim. Yani gazete sayfalarının arasında sıkışıp kalmış özsütün frambuazlı güllaç reklamını görene kadar. Öyle tatlı öyle sütlü bakıyordu ki bu güzelliğe kanmamak mümkün değildi. Uzun süre aklımda tuttum görüntüsünü. Arasındaki frambuazlı sosun nasıl yapıldığıyla ilgili çeşitli olasılıklar düşündüm. En sonunda bu tatlıyı yaptığımda da birazcık hataya düştüğümü farkettim. Çünkü güllaç öyle pasta gibi kalın olmamalıymış. İncecik ve bulut gibi olması gerekiyormuş.
Wikide okuduğuma göre; Osmanlı’da halk mısır nişastasından yufka açıp stoklar, havayla temas halinde olduğu için kuruyan bu yufkaları süt ve şekerle ıslatıp yerlermiş. Zamanla içine gülsuyunun da eklenmesiyle ortaya “güllü aş” ismi verilen tatlı oluşmuş ve (tıpkı “sütlü aş”ın “sütlaç”a dönüşmesi gibi) ismi “güllaç” olmuş. Şekerle kaynatılan sütün ılındıktan sonra beyaz yapraklar üzerine teker teker dökülmesi ve orta katına ceviz, badem, fındık gibi yemişler yerleştirilmesiyle bildiğimiz güllaç tatlısı ortaya çıkıyormuş. Gülsuyu değilse de nar ilave edilmesi bir Osmanlı geleneği olarak devam ediyormuş. Uzman abilerimizde içerdiği protein, B ve E vitaminleri nedeniyle güllacın bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini, bu vitaminlerin sakinleştirici ve stresi azaltıcı etkileri olduğunu, oruçtan ötürü düşen kan şekerinin normal seviyesine gelmesine yardımcı olduğunu ifade ediyorlarmışş. E ne diyelim o zaman . hiko usulü frambuazlı güllaç yapalım;
14
Ağustos
2011
Ablalarım bize iftara geldiler. Her yemek sonunda demlenen çaylar içilirken küçüklerin çay istememeleri ve benimde kolaya pek sıcak bakmayışım yüzünden onlara hepsinden çok daha güzel birşey hazırlamaya karar verdim. Güllaç sosunu yaptığım dondurulmuş frambuazlardan bir miktar artmıştı , e dolapta da dondurma vardı, Allaha şükür sütümüzde yok değil. E daha ne olsun. Tüm malzemeleri blendıra eklemekte o kadar zor değil. Şimdi biraz bekleyin bakalım milkshake geliyorrr…
14
Ağustos
2011
Çok acıklı bir yemek tarifi vereceğim sizlere. oldukça acıklı ve acılısıda pek lezzetli olan bir tarif bu. Yaparken gözyaşlarınıza hakim olamayacak, tişörtünüzün kollarını sırılsıklam yapacaksınız. Kırmızı, kıpkırmızı gözlerinizin sorumluluğunu üzerime almıyorum ama yediğiniz parmaklarınızın hesabını da vermeye oldukça hazırım.
8
Ağustos
2011
Yok milletin gözü kalır, yok kiri isi pası çok olur, yok aç varsa kokar, diye… diye… bir gün olsun mangal yapamadım şu balkonda. . Hani komşuların küfür etmeyeceklerini, itfaiye yada polis çağırmayacaklarını bilsem yakacağım çatır çatır o mangalı. Vicdanımda rahat bırakmıyor ki şööyle bir is içinde gözüm yaşara yaşara yakayım şunu. Uff bu kadar da kibar olunmaz ki!
Neyse efendim oruçlu halimle ,devrik cümleler denizinde mangallı hayaller içinde süzülürken ettiğim gafların kusuruna bakmayın lütfen. Köfteyi mangalda yemek gibi bir hayalim olupta apartmanda oturunca kendimce mini çözümler üretiyorum. buda onlardan biri çakma şiş köfte aslen ama ben daha karizmatik bir isim koymayı uygun buldum. Şimdi bu hellimi domatesi patlıcanı ve misler gibi sarımsaklı köfteyi şişe takıp mangalda çevirmek vardı. Ahhh! Ahhhhhhhh! ne yapalım elimizden gelen bu. Bu ama buda öyle bir tatki anacım aratmıyor mangalı. Sarımsak tadı srbzelerede geçiyor kokusuyla ve tadıyla yiyenleri mest ediyor beni etti yani. Eşimide etti. Sizde yapın ve mest olun.