29
Temmuz
2012
Pamuk annemler, ablamlarla birlikte iki gün önce bize iftara geldiler. Tembel tenekenin teki olduğum için (biraz da el çabukluğuma fazla güvenmekten) bir gün önceden hiçbir hazırlık yapmadım. Bu yüzden kolay ama lezzetli yemekler yapmayı tercih ettim. İş çıkışı eve döndüğümde hemen mutfağa yollandım. Başladım mönü için hazırlık yapmaya;
Kara dutlu mini tart
tavuklu tarhana çorbası
kuzu etli sebze güveç
çoban salata ve
sarımsaklı havuç hazırladım.
Tariflerin çoğu burada yok. Zamanla hepsini ekleyeceğim. İçlerinde özellikle mini tartları yazabilmek isterdim ama fotoğraflarını çekmeye fırsat bulamadan hepsi midelerimize yerleştiler. Bu yüzden oldukça üzgünüm. Sebze güvecin en üstüne domatesleri yerleştirmeden önce fotoğraf çektim. İkinci fotoğrafı ise tabağımdaki güveci olay mahallinden uzaklaştırarak çekebildim. Yoksa o da diğer her şey gibi mideme iniverecekti.
yarım kilo kuzu kuşbaşı
“Carteeeel bir numara” yaparken kullandığımız “C” harfinin içini dolduracak kadar taze fasulye
1 topan patlıcan
3 orta boy patates
1 büyük soğan
1 büyük domates
1 tatlı kaşığı acı biber salçası
2 yeşil köylü biberi
2 diş sarımsak
zeytinyağı
tuz
1 tatlı kaşığı kekik
Kuşbaşı etlerin fazlalık yağlarını temizliyoruz. Bu sayede yemeğimizin üzerinde koca bir yağ tabakası oluşmasını önlemiş olacağız. Bu da benim gibi tatilini Eylül ayına erteleyen zavallıcıkların kilo almadıklarını zannetmelerine sebep olacak.İyi bişey yapacağız yani. Vallaha bak. Fazla yağlardan kurtulduğumuza göre soğanları yarım ay şeklinde doğrayıp çok az zeytinyağında kuzu etleriyle beraber kavuruyoruz. Bir kaşık biber salçasınıda ekleyip çok az daha kavurduktan sonra 1 su bardağı suyu katarak karışımı kenarı alıyoruz. Devamını Oku »
23
Temmuz
2012
Ramazan ayı bereketiyle başladı. Temmuz sıcağında uykunun en tatlı yerinde kalkıp sofra hazırlamak oldukça zor geldiği için küçük bir uygulama geliştirdik. Buna göre, sahuru hazırlama işi hafta sonu üç gün için şeker suratın , geri kalan dört gün için ise benim. Şeker surat üç günlük görevini başarıyla yerine getirdi. Bu gece sahur hazırlama vakti bende. Konunun, bu enfes görünümlü galette ile hiçbir bağlantısı yok ama ben genede yazayım dedim. Galette ye gelince daha önceki tariften hatırlayacaksınız; hamuru iki eşit parçaya böldürmüştüm. Bu hamurun diğer parçasını kullanarak farklı meyvelerle hazırlayabileceğiniz bir tad. Yanına vanilyalı dondurma çok yakıştı. İftardan sonra kendinizi şımartmak istiyorsanız , haydi bakalım şımarık şeyler marş! marş! doğru mutfağa: Devamını Oku »
16
Temmuz
2012
fotoğrafa baktığınızda dibinizin düştüğünü biliyorum. Birçoğunuz şu an monitörünü yalamaya çalışıyor olabilir. Saklamanıza gerek yok.Biliyorum çünkü. Hepiniz aynı sebeple bu abidi gubidi sözlerimi okuyorsunuz. Bu enfes şeyin tarifi için buradasınız değil mi? Sizi bekletmeye niyetim yok. Hazırsanız başlayalım. Önce aşağıdaki malzemeleri sos için ediniyorsunuz.
3 kocaman diş sarımsak
3 yemek kaşığı ev yoğurdu
1 tatlı kaşığı acı biber salçası
1 tatlı kaşığı domates salçası
tuz
Malzemeleri tamam ettiyseniz şimdi sosu hazırlamaya geçebilirsiniz. Yapmanız gereken sarımsağı soyup bir güzel dövmek. İyice sersemlemiş sarımsağı sonrasında diğer malzemelerle bir araya getirip çırpmak. Ben bunun için el blender inden yardım aldım. Şimdi elinizde pembemsi bir sos var. Bu tavuk etini marine etmeye başlayabiliriz anlamına geliyor. Yani ne yapıyoruz. 2 tabak tavuk kanadını bu pembe sosa bir güzel buluyoruz. 2-3 saat kadar dolapta beklettikten sonra pişirmeye geçebilirsiniz. Devamını Oku »
13
Temmuz
2012
Dedem 4 ay önce vefat etti. Buraya yazmadım çünkü üzüntümü paylaşmak istemedim. Burası eğlenceli bir blog olmalıydı çünkü. Oysa bunun ne kadar gereksiz bir çaba olduğunu daha yeni anlıyorum. Sebebi dün izlediğim Çağan Irmak’ın “Dedemin İnsanları” filmi.
Dedem, 1922 senesinde Girit Kandiyye’den ailesiyle birlikte gemiye binerek İzmir’e giriş yapmış binlerce insandan sadece biri. Bana hiçbir zaman dönüş hikayesini anlatmadı. Oysa diğer dedem 1947 yılında Ahıska’dan göçüşünü, onu her gördüğümde gözyaşları içerisinde anlatır. Sürekli yurdunu özlediğini söylerdi. Belki sebebi oradan göç ettiğinde 17 yaşında olmasıdır. Emirhan dedemin hikayesi bu kadar yürek yakarken zaten hikayesini hiç anlatmayan Avni dedemin hikayesini hiç sormadım. Neler yaşadığını, nasıl üzgün olduğunu öğrenemedim. Benim için mübadele sadece bir değiş tokuştan ibaretti. Ömrü boyunca hiç doktor yüzü görmemiş 96 yaşındaki dedem rahatsızlanıp doktora gidene kadar da bu durum değişmedi. Verilen ilaçları içmekte oldukça isteksiz olmasına rağmen, sesini çıkarmadan her söyleneni yaptı.
Emirhan dedemle birlikte gözyaşı döküp her yerde Ahıskalı olduğunu söyleyen ben. Giritli yanımı görmezden geldim şimdiye kadar. Dedem o hafta sonu onu bulmama yardım etti. Yanına oturup, video kaydını başlattığım da büyükannemin hiç türkçe bilmediğini öğrendim. Kandiyyede ki evlerinin olası adresini, evlerinin yakınındaki kilisenin çan sesinden nasıl ürktüğünü öğrendim. Bir gecede toparlanıp evlerini bırakışlarını, eşekçi Miço’nun onları uyarmaya gelişini öğrendim. Gemilerinin 18 gün Ege denizinde liman arayışını, Türkiye de 3-4 liman dolaşmalarına rağmen kabul edilmeyişlerini, her şeye rağmen vatanında mutlu olduğunu ve Türk olmakla duyduğu haklı gururu öğrendim. Belkide en önemlisi yurdunu herşeyden çok özlediğini öğrendim. Hiç göremeyecek olmasına rağmen onu nasıl özlediğini… Devamını Oku »
9
Temmuz
2012
Karizmatik adıyla Frappe, bildiğimiz adıyla buzlu kahve yaz aylarının en çok tercih edilen içeceklerinden biri. Bizim evde Frappeyi layıkıyla şeker surat yapar. Öyle bir köpürür ki frappe, dışarıdan krema-kremşanti gibi k. büyüten, kalori bombası zamazingolarına gerek kalmaz. Birde lezzetli yapar ki uff değmeyin keyfimize. Misafirliğe gittiğimiz evlerde de “size bir frappe yapayım da gidin starbucks’a anlatın, nasıl yapılırmış öğrensinler” der. Havalı şey ne olacak 🙂
Şimdi ben bizim ustaya frappe yapması için seslenirken sizde hemen mutfağa koşun ki geri kalmayın bu muhteşem serinleticiden. Devamını Oku »