8
Haziran
2011
Eşim kızartmaya bayılır. Bayılır bayılmasına ama fazla kalori ve yağ bize elbet geri döner. İşte bu yüzden çok yapmıyorum. Ohoo ben inceciğim bu suyuna ekmek banılasıca tarifi söylede midemiz şenlensin diyorsanız. Annemden size güzel bir tavsiye var. Kızartma yaptınız o canım patatesler ve diğer sebzeler arttı. Patatesi bilirsiniz ertesi güne kaldımı yenmez. Bu yemek tamda derdinize derman olacak nitelikte. Kızartılmış sebzeleri tenceremize koyuyor ve üzerine domates rendeliyoruz, kısık ateşte domatesler eriyene kadar pişiriyoruz. İşte bu kadar basit.
7
Haziran
2011
Mutfağın sonunda duran patates soğan selemin üst rafındaki, masum ve kararmaya durmuş muzlara acıyarak baktım. Lütfen bizi ye derlerken içlerinden bal damlıyor olmalıydı. Üzüldüm. Oyy oyy oyyy kıyamam ben size , yerim yemesine ama tipiniz biraz bozuk. Sizden güzel bir tatlı yapsam daha hoş olmaz mı? E , olur tabi. Yap yapmasına ama çabuk ol çürüyeceğiz yoksa dediler. Hemmen 4 tanesini onlar sevinç içinde çığlıklar atarken kaptım. Borcamın içine kabuklarını çıkararak yerleştirdim. Elveda muzlar birazdan pişecek ve tamda ağzıma layık tatlılar olacaksınız. Merak etmeyin midemde rahatça yüzün diye çayda demleyeceğim.
3
Haziran
2011
Evliliğimin ilk yılında eşimin kendi çeyizinde getirdiği düdüklü tencereyi en üst rafa kaldırmıştım. Ben kendi çeyizime almayı düşünmeyecek kadar korkuyordum ondan. Biliyordum ki o şişko tencereyi kullanmaya çalışsam kendime zarar vereceğim. Sağolsun pamuk annem beni bir gaza getirdi ki sormayın. Bir güzel tarif etti nasıl kullanacağımı. İnternetten , uzman tv den bile araştırma yaptım. Kararım kesindi, o tencereyi alt edecek kadar kendime güvenim gelmişti. Koydum suyunu fasülyesini kapadım kapağını , yaktım altını. 15 dakika sonra tencere tren gibi buharlar çıkartmaya başladığında ocaktan alıp lavobonun altına yerleştirdim. Elime uzunca bir oklava alıp bir ucuyla mutfağın dışından hala fokurdayan tencerenin buhar tıpasını yavaşça yukarı kaldırdım.TIRSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSS!!! diye sallana sallana ses çıkarmaya başladığında Hemen eğilip salona kaçarak bu korkunç mutfak aletinden korunmaya çalıştım. Ses bitip tüm buhar tencerenin dışına çıktığında her tarafı kuru fasülye suyunun kaplamış olduğunu gördüm. İkinci denememde eşim tam arkamda durarak mutfaktan kaçmamı önledi. Daha sonra şişkodan kaçmamayı öğrendim. Şimdi en zorlu yemekleri beraber yapıyoruz. O benim mutfaktaki kankam. Sizin içinde kanka olmasını sağlayabilecek önerilerim var.
2
Haziran
2011
Pixar’ın mükemmel animasyonu ratotouille yi izlemediyseniz çok şey kaçırmışsınız demektir. kendimi animasyondaki fare Ramy’ye benzetiyorum. Benim içinde insanlar bu yemek yapamaz. yapsa yapsa uyuzluk yapar, haylazlık yapar, şımarıklık yapar ama yemek yapamaz diyorlardı. Zavallı Ramycik içinde öyle dediler sen faresin uzak dur böyle işlerden, gel lağımımızda cirit atalım dediler o dinlemedi. Ama iyikide dinlemedi yoksa bende bu yemeği yapabilmem için merak uyandırmamış olurdu. Hem bir fare bile yemek yapabiliyorken benim yapamamam ayıp olurdu öyle değilmi?. Filmin en hasta kaldığım sahnesi sivri burunlu gurme ego, önüne gelen ratotouilleden bir çatal alıp kendi çocukluğuna flashback yapılan sahnedir. Ardından şöyle bir eleştiri yazar makalesinde : ” eleştiri yapmak pek çok açıdan kolaydır. yaptıkları işi ve kendilerini, beğenimize sunan insanlarla kıyaslandığında keyifli olduğu kadar rahat bir konuma da sahibiz. olumsuz eleştiriler yazmak ve yazılanları okumak zevklidir. ama mükemmellik takıntısına sahip olan bizlerin, yani eleştirmenlerin yüzleşmesi gereken acı gerçek şudur ki, eleştirilerimizde tadını iğrenç olarak nitelediğimiz şeyler, başkaları için muhtemelen daha büyük anlamlar içermektedir. ama bir eleştirmenin, elini taşın altına sokmasını gerektiren zamanlar vardır. ki bu da, yeni bir şey keşfedip onu savunmaktır. yeni yetenekler ve yeni buluşlar çoğu kez kabul görmez. yeninin dosta ihtiyacı vardır. dün akşam, hiç ummadığım biri sayesinde tek kelimeyle olağanüstü bir yemek deneyimi yaşadım. şunu söylemeliyim ki, hem yediğim yemek, hem de yemeği hazırlayan kişi, yemek sanatı hakkında edindiğim sabit fikirlere küçümseyen gözlerle bakmamı sağladılar. beni ta derinden sarstılar. geçmişte, şef gusteau’nun meşhur sloganı olan “herkes yemek yapabilir” fikrini küçümsediğim bir sır değil. ama şu ana kadar, tam olarak neyi kastettiğini fark etmemişim. herkes büyük bir sanatçı olmayabilir, ama büyük bir sanatçı her yerden çıkabilir. şu anda, gusteau’nun mekanında aşçılık yapan dâhilerden, daha mütevazi olan birini hayal etmek oldukça zor. eleştirmenin fikrini sorarsanız, kendisinin fransa’nın en iyi aşçısından aşağı kalır bir yanı yoktur. yakında, daha da fazlası için, gusteau’nun mekanına yeniden gideceğim. harika bir geceydi. hayatımın en mutlu anıydı. ama hayat hakkında tahmin edilebileceğiniz tek şey, önceden tahmin edilemeyecek olmasıdır.” İşte bu sahnede, ahanda bu yemeği yapmazsam çatlarım dedim. Sizde çatlamayın o filmi mutlaka izleyin. Yemeğide mutlaka yapın.
30
Mayıs
2011
Bizde adettendir lohusa annenin kırkı çıktığında , bebeğiyle ev gezmesine gider. Gidilen evdekiler bu şirin misafirleriyle annesine hediyeler verirler. Her hediyeninde kendince hoş bir anlamı vardır. Bebişin yanacıklarına un sürerler. Sürerler ki saçı , sakalı ağarana dek uzuun bir ömür geçirsin. Anneye yumurta verirler, verirler ki o yesin bebişine de süt olsun. Bazılarıda der ki yumurta gibi tok ve bereketli olsun. Kilerinden patatesi soğanı eksik olmasın diye bunlarıda veren oluyormuş. Dinde yeri olmayabilir, kesinlikle hurafe. Ama o kadar şirinki. İnsanlar umutlarını , arzularını, dualarını tahıllara yüklemişler, onları hediye ediyorlar bebekle anneye. Bende bugün bize gelen, doğum fransada gerçekleştiği için sekiz ay sonra görebildiğim minik Osmana böyle yaptım. umutlarımı sebzelere yükledim, dualarımı una, sonra sürüverdim Osmanın yanaklarına. Çayda ne mi vardı? mercimek köftesi vardı, incirli bicottiler vardı ve Zehra teyzemin yaptığı susamlı kurabiyeler vardı. Önce bu tarifi vereyim.