Parfüm katoloğundan fırlamış gibi bir başlıkla karşınızdayım. Evinize çaya gelecek misafirler için hazırlayacağınız kanepeler gibi bu da atıştırmalık bir tarif. İsmi de pek karizmatik. Nerden aklına gelir böyle abidi gubidi şeyle senin diyenler için. Ege mutfak zirvesinde buna benzer atıştırmalıklar, mutfak okulu öğrencilerinin tanıtım yaptığı stantta sergileniyordu. Ordan kopiş çektim diyebilirim. Ama beyaz şapkalılar bakmamıza izin verdikleri salatalıkları yememize izin vermediklerinden. Dönerci dükkanın önündeki küçük Emrah misali yalanmaktan öte gidemedim. içimde hep o salatalıkları yapıp yiyebileceğim uygun bir zamanı kolladım. Bu sabah kahvaltıya hazırlayabileceğim değişik bir tarif aklıma gelmeyince bari bunu yapayım dedim ve işe koyuldum; Devamını Oku »
23
Şubat
2012
Cumartesi akşamı elimde mantar, turpotu ve karnabahar poşetleri olduğu halde otobüse bindim. Evlenmeden önce olsa, kıyafetimin uyumu bozulmasın diye o sebzeleri başka bir mağaza poşetine geçirir, öyle binerdim. Aslına bakarsanız kesinlikle elimde sebzelerle otobüse binmezdim. Pazardan sebze almakla ne işim olabilir ki benim? Zaten akıllılık yapıyormuşum. Otobüste beni elimde karnabaharla görenler uranyum taşıdığımı zannetmiş olmalılar ki gözlerini araba farı kıvamında açarak garip garip baktılar. Altı üstü üç ufak sebze poşeti oysa ellerimdeki. Karşımda oturan kokona kız, biraz daha ileri giderek bana caka satmaya çalıştı. Başardı da sağolsun. Önce tırnaklarına böyle dudağını büzerek üfürükler attı.Sonra bir güzel süzdü beni. Pek bir ezik kaldım yanında. Ekmeğe sür afiyetle ye misali. Son olarak da bacak bacak üstüne atarak şovunu tamamladı. Alkışlayamadım. Onun elinde poton ve fango poşetleri vardı. Bendeyse karnabaharla kızı nasıl dövebileceğime dair salakça fikirler. Kıskandım yani. İtiraf ediyorum. Poşettekilere gelince: Karnabahar evde dolapta kokona kızın dönüşünü bekliyor. Turp otu haşlanıp ege usulü mis gibi sızma eşliğinde bol limonla yenildi. İstiridye mantarları ise Hızlı, kolay ve lezzetli bir yemek oldu. Şöyle ki; Devamını Oku »
18
Şubat
2012
Thai mutfağında sık kullanılan pirinç eriştesi (rice noodle) görünümüyle insan saçını andırıyor. Telleri o kadar ince ki paketten çıkarırken ne kadar dikkatli olsanız da elinizde dağılıp sizi gıcık ediyor. Böyle olunca kaynamış suyun içinde hemen yumuşadığı için tabağa bütün halde aldığınızda garip bir görüntü oluşturabiliyor. Pirinç eriştesi kullanarak yaptığım ikinci yemek bu oldu. Oldukça da lezzetli oldu. Elcağızıma sağlık yani. Körili tavuğu pirinç şehriyesi ve kekikle pişirip, maydanozla tatlandırdım. Ben bayıla bayıla mideme doğru indirirken bunu, şeker suratlım bakmakla yetindi sadece. Neymiş? tipini sevmemiş miş. Hıh! sevsinler. Devamını Oku »
17
Şubat
2012
“Fetih 1453” filmine girdiğimde herkes gibi bende görselliğin sadece fragmana yoğunlaştırıldığı basit bir yapıma girdiğimi düşünmüştüm. Öyle ya “Newyork’ ta Beş Minare” fragmanında elinde bazuka, ayağında şalvarla iki polisin etrafa ateş açtığı abartılmış sahneler doldurulmuş, filmdeyse, fragmanda kullanılan sahneler hariç hemen hiç aksiyon sahnesi olmamıştı. Fetih 1453 ise fragmanına sığmayan bir yapım. Görsellik olarak “Truva”, “300 Spartalı” ve “Lord of the rings” filmlerindeki kaliteyi tutturabilmiş. Bazı sahnelerinde abartı çokça kullanılmış olsa da bunlar filmde hiç yavan durmuyor. Bu anlamda baktığımız zaman Türk sinema tarihinde ki en iyi görsel efektlere imzasını atmış yapım olduğunu söyleyebiliriz.
Filmde Ulubatlı Hasan karakteri çok iyi işlenmiş. Fakat, Hasan-Ela arasında yaşanan aşk filmin adının” Fetih 1453 ve Ulubatlının aşkı” şeklinde değiştirilebilirdi diye düşünmenize sebep oluyor. ikili arasında ki aşk, o kadar irdelenmiş ki, yer yer insanı bayıyor. hasan, çocum, bırak şu savaş işini de al şu kızı mutlu mesut yaşa demek geliyor insanın içinden. Devamını Oku »
İçeriye doğru yavaşça süzülürken karanlık taraflarda durmaya gayret ettim. Çok korkuyordum. Beni burada görmemeliydi. Onun için bir fikrim vardı ve bu sefer bunu geri tepmesine izin vermeyecektim. Hemen birkaç tanesini poşete doldurup parasını ödedim. Onları en güvendiğim yere, yani çantama yerleştirdim. Böylelikle içeride ne yaptığımı bilemeyecekti. Sonucun beni hayal kırıklığına uğratmaması için çenemi tutmam gerekiyordu. Ağzımdan çıkacak tek bir sözcük tüm planın çöpe gitmesine sebep olabilirdi. Üstelik bu, tekrar deneyemeyeceğim anlamına da geliyordu. Peki ben olacaklara hazırmıydım?
Gülümsedim bana bakarken. Biraz haince idi sanırım. Mutfağa girip kapıyı kapattım ve beni rahatsız etmemesini söyledim. Çantamı yere bırakıp içindeki poşeti usulca çıkardım içinden. Devamını Oku »