6
Mayıs
2012
Vişneli tartı Müdehher ablamlar çaya geldiklerinde yapmıştım. Üzerinden koskoca iki hafta geçti. Yazıyı bu güne saklamamın bir nedeni yok. Tamamen tembellikten ileri gelen bir şey. Her güne bir yazı ve bir tarif yayınlayabilmeyi çok isterdim oysa ki. Olmuyor işte olmuyor. Dondurulmuş vişne kutusu ne zamandır buzlukta çığlıklar içerisinde benden bişeyler yap noolur apla diye yalvarıp duruyordu. Ablamların bize gelecek olmasını fırsat bilerek vişneleri yüzmeye çıkardım, suları süzüldüğünde tart için kullanılmaya hazır ve çok mutluydular. Devamını Oku »
2
Mayıs
2012
Bir önceki yazımda aynı harç malzemesiyle iki tarif vereceğimi söylemiştim. Birincisi Ispanaklı ve mantarlı Kiş, bu ise dahada kolay bir tarif. Aslında yapmanız gereken çok basit Kiş tarifindeki harca, yumurta kırıp pişirmek. Yumurtaları isterseniz benim gibi bütün halde bırakabilir isterseniz de ıspanaklarla karıştırabilirsiniz. Öğle tatilinde olduğum için aklıma yazmak için eğlenceli birşey gelmiyor. Dün 1 Mayıs olduğundan işe de gitmedim. Evde kalıp tüm günümü film izlemekle geçirdim birde ne yazık ki temizlik yapmakla. Bugün sanki pazartesiymiş gibi hissediyorum. Bu yüzden çok sinirliyim. Tüm işleri pazartesi toparlamıştım. Bugün sanki hiç pazartesi olmamış gibi yeniden karşıma çıktılar. Akşama çaya misafirim gelecek. Ne yapacağımı henüz bilmiyorum. O ilham perisini bi görsem kanatlarını yolacağım. Bana çok keyifsiz bir yazı yazdırttı. Cadaloz şey ne olacak. Devamını Oku »
1
Mayıs
2012
Aynı çeşit malzemeyle hazırlayıp sabah akşam sofraya getirebileceğiniz iki tarifim var. Bu birinci tarifim. Malumunuz henüz iki kişiden oluşan mini ailemize 1 kilo ıspanak oldukça fazla geliyor. Helede içine mantarda katıldıktan sonra dahada çoğalan bu enfes tat bize; beni 2- 3 öğün boyu yemek zorundasın diyor. Tabi bu kiş denen enfes şeyi yaptığımda sabah akşam yemek gibi bir niyetim yoktu. Pamuk anneme götürmeye niyetliydim. Ama maç denenen zamazingo yüzünden gidemeyince mecburen o koca kişi biz yemek zorunda kaldık. 2 öğün olarak tabi. Üstelik kiş için kullandığım ıspanaklı harç arttı. Artan harçla da başka bir tarif hazırlayıp ertesi sabah kahvaltı için çıkarmak zorunda kaldım. Tarifte verdiğim ölçüler kiş için yetebilecek miktarda. Tart kalıbımın çapını bilmediğim için burada veremiyorum. En büyük boy olması muhtemel. Sabah, öğle akşam sizin tercihinize kalmış. İstediğiniz öğünde size eşlik etmesi için hazırlayabilirsiniz. Devamını Oku »
25
Nisan
2012
Dün öğle yemeği vakti işyerinden arkadaşım Yiğit bana 5 tane tazecik enginar getirdi. Güzeller güzeli eşiyle hafta sonu tarladan kendileri toplamışlar. Benim gibi bir kaç hanımçeyede getirmiş üstelik. Sen kalk taaa Çeşmelere gezmeye git, birde biz Egeliler için hazine değerinde enfes bir sebzeyi buralara kadar getir. Poşet güler yüzlü Gülçin ablanın vasıtasıyla elime tutuşturulduğunda yanlış kişiye getirmiş diye düşündüm. Çünkü ömrümde hiç enginar temizlememiş ve yemeğini yapmamıştım. Hiç enginar yemeği yapmamış biri olarak biraz daha riske girmeye karar verdim. Enginar tatlısı yapacaktım. Tabi söylediğim herkes burun kıvırdı. Ziyan edeceksin güzelim enginarları dediler. Her zamanki gibi önce gugıl amcama sordum: Kusuruma bakma hikocum “3.Ege mutfak Zirvesi” tatlı kategorisi birincisi bu güzelliğin, bende fotoğrafı da tarifi de yok dedi. Ama yılmadım internetteki videolara bakarak güzelce temizledim yapraklarını ve enfes kalbini ortaya çıkardım. Denemek için 2 tanesi yeterli gelecekti. Biri bana, biri şeker suratlıma. Bundan sonrası doğaçlama gelişti, kabak tatlısı yapar gibi pişirmeye çalıştım ama 2 tane enginar kalbi için fırını çalıştırmayı gereksiz gördüğümden ufacık bir tencerede biraz su ve portakal kabuğu ilavesiyle pişirdim. Soğuyunca da dondurmayla servis ettim. Tadı enfesti. Enginarla ilgili aman bunun tatlısı mı olurmuş gibisinden tabularınız varsa kenarı atmanın vaktidir. Çünkü enginarın tatlısı oluyor. Hatta siz isterseniz pastası ve dondurması bile olabilir ne dersiniz? Devamını Oku »
24
Nisan
2012
Şu an ağzımda kocaman aptal bir sırıtışla dizüstümü, masaüstünde yazıyorum. Bakın bu kelimelerin devamında bile gülümsemeye devam edeceğim. Sebebi çok basit. İyi bir izleyici olmayıp sinemada kaçırdığım hatta bu kaçırışın üzerinden koskoca iki yılı geçirdiğim “Red” adlı filmi izledim az önce. Suçum büyük, internet sağolsun blueray denen bi zamazingoda bile indirmeye müsade edince dev ekranda yerde yastık on numara izledim filmi. Bu fikrimi kenara yazsınlar, tüm filmi koltuk tepesinde dinelmiş vaziyette izlemektense, yere uzanmış ellerim çenemde, ayaklarım çapraşık izlemeyi yeğlerim. Bu yüzde zengin ablalarımız, abilerimiz bit kadar sinema salonlarından vazgeçip kocaman salonlarda böyle cemaat usulu sıralanmış yastıklara uzanarak izleyebileceğimiz yerler yapsınlar. Tamam mı?
Neyse nerede kalmıştık? Hah! Red filminde. Konusunu kopyala yapıştır yaptığımda böyle bişey çıkıyor: “Emekli CIA ajanı Frank Moses artık sakin bir emekli hayatı yaşıyordur. Fakat bir gün karşısına, kendisini tehdit eden ve yüksek teknoloji silahlarla donanmış bir suikastçı çıkar. Artık hayatı tehlikede olan Frank eski takım arkadaşlarını toplar…” . İlgi çekici mi? Hayır. Klasik emekli olmuş ajan filmlerinden ve çok sıkıcı değil mi? Evet…. dediniz kaybettiniz sayın seyirciler. Devamını Oku »